Hammurabi Kanunları'nın 229. maddesi şöyle der; ".....eğer bir inşaat ustası bir adama ev yapar ve yapılan ev yeterince sağlam olmayıp sahibinin üstüne çökerek ölümüne sebep olursa o inşaat ustasının başı uçurulur." Yaklaşık 4300 yıllık bir hükümden bahsediyoruz. Değişmeyen ve tartışma konusu yapılması gereken husus budur; "Kalite" .....Yani olması gerekene ve kullanıma uygun olabilme koşulu. "Kalite" ,gözetilmediği takdirde tıpkı inşaat ustası gibi yok edilmeye mahkumdur. Bu nedenle, kesret (çokluk) ve popülistlik saiki altında eser üretme çabasının, -kaliteyi barındırmadığı takdirde- , akibeti yok olmaktır. Eserin üretildiği dönemde, anlaşılamamış ya da geniş kitleler tarafından tanınmamış ve kullanılmamış olması ,onun değerinden bir şey kaybettirmez. Burada -esas tartışılması gereken husus bu olmamakla birlikte- "san'at" ve "müzik" gibi hiyerarşik dizilim altında birarada düşünebileceğimiz iki kavramın tamlama biçiminde kullanılması mantık kurallarına uygun değildir. San'at ,müziği içinde barındıran bir uğraş alanıdır. Sanat kavramını barındırmayan bir müzikten bahsedilemez. Tekrar sadede dönecek olursak; "Klasik Türk Müziği"nin akibeti konusunda , herhangi bir endişe taşımaya gerek bulunmadığı kanaatindeyim. Hele ki, kayıt etmenin bu kadar sağlam hale geldiği bir dönemde. Abdülkadir Meragi , Ali Ufki Bey, Hammamizade Dede Efendi gibi dahî insanların nakış nakış işlediği eser ve görüşlerinin kendi küllerinden doğmasında olduğu gibi, Bu nedenle görüşüm şudur; "Kalite" daima var olacaktır. Sönmüş bir volkan gibi sessiz ve dingin olsa da, derinlerde ateşini muhafaza edecektir. O bir gün, tekrar yeryüzüne avdet edecektir. Araştırma ve incelemelerimizi derinleştirdiğimiz takdirde , Amerika'yı yeniden keşfetmeye gerek kalmadığını hayretle müşahade etmekteyiz. Konuyu daha da derinleştirmek ve uzatmak mümkün. Ancak platformun niteliği gereği kestirmeden sonuca gidecek olursak, bize kalan bu eşsiz mirası , -bir mirasyedi gibi israf etmeden- anlamaya ve kavramaya çalışmak, varlığını bir gün mutlaka hissettireceğini ve bize kabul ettirebileceği gerçeğini aklımızdan çıkarmamak, bu zengin hazineden yeni görüş ve eserler üretmek olmalıdır çabamız. Kesret bataklığını gözardı ederek, o güzel lezzetleri daha çok tadabilmek olmalıdır temel çabamız. Aksi durum, kakofoni içerisinde debelenmekten başkaca bir sonuç üretmez.