Messages
170
Reactions
260
Eser:
Der Bezm-i Dîl Ez Rûy-i Tü Sâd Şem'i Ber-efrûht

Bestekâr:
Belirsiz

Güfte Sâhibi:
Belirsiz

Makam:
Acem

Form:
Nakış

Usûl:

Güfte:
-
(Kaynakta, eserin altında güfte bulunmamaktadır. Ben de [özellikle Farsça bir eser olduğundan] yanlış yapma ihtimâlimi gözeterek bu eserin güftesini teker teker sözlerden çıkarmak istemedim.)

Kaynak:
Hakan Cevher'in doktora tezi, "Ali Ufkî Bey ve Hâzâ Mecmû'a-ı Sâz ü Söz (Transkripsiyon, İnceleme)".

Diğer Bilgiler:
  • Eserin ilk mısrâını günümüz kurallarıyla yazmaya çalışsam da Farsça bilgimin yetersizliğinin beni yanıltmış olma ihtimâli fazla.
  • Eserin makâmı, Ali Ufkî'nin eserin başına açıkça yazdığı yazıya göre Acem makâmıdır. Ancak Hakan Cevher, eseri Uşşak olarak tasnif etmiştir.
  • Nakış formu, 16. ve 17. yüzyıllarda çokça kullanılmış, genellikle Farsça güfteli bir eser türüdür. İsmail Hakkı Özkan bu formu ağır semai ile bağdaştırmışsa da (bkz. TDV İslam Ansiklopedisi); bana daha mantıklı gelen açıklama, Walter Feldman gibi araştırmacıların vardığı* sonuç olan, Nakış formunun (Kâr gibi) İran merkezli bir tür olmasıdır. Büyük ihtimâlle İran bu formu destgâhî ekole geçerken (veyâ geçmeden önce, tam bilmiyorum) kullanmayı bırakmış, Osmanlı çevreleri de (Kâr formunun İstanbul'da bir süre daha devâmının tersine) aynı süreçten geçmiştir.
  • Bu mantığı kullanarak, günümüzdeki terennüme dayalı 'nakış' teriminin kaynağı, yine terennümü bol bir form olan 'nakış' türü olabilir.
*bkz. Walter Feldman, "The Emergence of Ottoman Music and Local Modernity", sf. 4:
On yedinci yüzyılın başlarında İstanbul'da büyük usûller, saray musıkîsinden ziyâde mehterhâne tarafından korunmuştur. Solakzâde gibi saray sazlarını da çalabilen mehter sâzendeleri, Çengi Yusuf Dede gibi Mevlevi musıkîşinaslar ile birlikte peşrev formunu klasik ortama taşımışlardır. (**) Koca Osman ve Hafız Post gibi bestekârlar ise görünüşe göre büyük usûlleri sözlü musıkîye tekrar dâhil ederek murabba beste (***) formunu yaratmış, ve İran saray repertuvarının formlarını (kâr, nakış) mevcut İran kaynaklarından araştırarak eski İran formlarına dayanan yeni eserler yaratmışlardır.
İngilizcesi:
(During the early seventeenth century in Istanbul, long usuls were preserved by the official mehterhane far better than in courtly music. "Crossover" mehter musicians, such as Solakzade, playing courtly instruments, transferred the peşrev to the courtly environment together with Mevlevi musicians such as Çengi Yusuf Dede. Composers such as Koca Osman and Hafız Post evidently incorporated the long usul form into vocal music, thus creating the murabba beste. They also sought out living Iranian sources for the Persian courtly repertoire (kar, nakiş) and created new pieces based on older Persian models.)
(**) Eğer MSS ve Edvâr'daki 16. yüzyıl başından kaldığı iddia edilen eserler gerçekten bu dönemden ise, bu sürecin çok erken başlamış olması gerekir.
(***) Günümüzde sâdece beste olarak geçer.
 

Download all Attachments

Last edited:
Top Bottom